Kelebek Etkisi, bir sitemin başlangıç verilerinde yapılan küçük değişikliklerin beklenmeyen büyük sonuçlara neden olabileceğin...


kelebeğin kanat çırpışları

  Kelebek Etkisi, bir sitemin başlangıç verilerinde yapılan küçük değişikliklerin beklenmeyen büyük sonuçlara neden olabileceğini öngören bir teoridir. İnsan açısından düşündüğümüzde ise; karşılaştığımız süreçlerin ne kadar hassas dengelerle birbirine zincirleme şekilde bağlı olduğunu, hayatımızda aldığımız küçük ve önemsiz gibi görülen kararların  ve yaptığımız seçimlerin geleceğimizi ne denli büyük etkiler bıraktığını ortaya koyan bir olgudur. Bu değişimlerde  bizim seçimlerimiz dışında  çevresel etmenlerin de çok büyük payı vardır. Küçüçük bir kar topunun büyüyerek nasıl büyük bir çığa dönüşebileceğini, küçük bir domino taşının aşama aşama büyüdüğünde yüzlerce kiloluk bir diğer taşı nasıl yıktığını birçoğumuz izlemiştir. Tartışmasız insanların büyük bir bölümünün yaşamında önemli değişikliklere neden olan küçük kelebek etkileri tecrübe edinilmiştir. İşte keşkelerimizin en büyük sebeplerinden biri olan Kelebek Etkisi...


kelebek etkisi teorisi

    Kelebek etkisi kavramı ilk olarak Amerikalı bilim adamı  Edward Lorenz tarafından ortaya konulmuştur. Meteolorog olan Edward Lorenz rüzgarın şiddeti ile ilgili hava durumu  hesaplamaları yaparken ilginç birşey farketmiştir. Bu hesaplamalarda ilk olarak 0,506127 değerini başlangıç olarak kullanan Lorenz işlem kolaylığı için ise, 2'nci hesaplamada 0,506 değerini kullanmıştır. Bu fark başlangıç açısından bakıldığında çok küçük bir fark  olarak görülmesine rağmen, sonuçlarda büyük farklılıklar ortaya çıkmıştır. Oluşan farklılığı çizimlerine yansıttığında ise bir kelebek figürünün ortaya çıktığını görmüştür. Oluşan bu farklılıktan dolayı şaşkına dönen Edward Lorenz çalışmalarını bu konu üzerine yoğunlaştırmış ve sonuç olarak Kelebek Etkisi teorisini ortaya koymuştur. Edward Lorenz bu durumu şu şekilde açıklamıştır;

       “Amazon Ormanlarında bir kelebeğin kanat çırpması, ABD’de fırtına kopmasına neden olabilir. Farklı bir örnekle bu, bir kelebeğin kanat çırpması, dünyanın yarısını dolaşabilecek bir kasırganın oluşmasına neden olabilir.”


hayattaki seçimler

   Kelebek etkisi hayatımızın her aşamasında bizimledir. Çünkü hayat bizden sürekli tercihler yapmamızı ister ve tüm yaşamımız buna göre şekillenir. Doğuştan kabul ettiğiniz değerler dışında (isim, din vb.) hayat karşımıza sürekli yeni seçimler çıkarır. Bu süreçlerde bazen başrolü oynarken, bazen de figüran rolünü üstleniriz. Küçük ve önemsiz görülen birçok seçim ve karşılaştığımız olaylar gelecekteki hayatımızı tamamen değiştirebilir. Örneğin bindiğimiz bir otobüsün kaza yapması sonucu ölebilir yine aynı otobüste gelecekteki eşimiz olacak kişiyle tanışabiliriz. Yaptığımız tercihler sadece bizim hayatımızı değil zincirleme şekilde çevrenizdeki hatta tanımadığınız kişilerin hayatını etkiler. Bir anlamda tüm hayatlar birbirlerine zincirleme şekilde bağlıdır. Bizm için küçük görülen bir ayrıntı başkalarının yaşamında çok büyük değişikliklere neden olabilir. 


showing mercy

   Bazen bu etkiler o kadar büyük sonuçlara neden olabilir ki bireyden çok bir toplumun hatta dünyanın bile kaderini değiştirebilir. Tarih küçük ayrıntılarla başlayıp çok büyük sonuçlara neden olan sayısız kelebek etkileri ile doludur. Örneğin, Birinci Dünya Savaşında İngiliz ordusunda görev yapan bir asker olan Henry Tandey savunmasız ve bitkin bir Alman askerini görmüş ancak durumuna acıyarak onu öldürmemiştir. Öldürmediği asker ise daha sonra 60 milyon insanın ölümüne neden olacak İkinci Dünya Savaşı'nın meydana gelmesinde en büyük pay sahibi olan Adolf Hitlerdir. Yine Çanakkale Savaşında şarapnel parçası bir Türk komutanına isabet etmiş ancak gögüs cebinde bulunan saat hayatını kurtarmıştır. O gün ölümden dönen o asker milli mücadeleyi başlatan ve Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk'tür. 


1'nci dünya savası baslıyor

  Arşimet'in suyun kaldırma kuvvetini hamamda yıkanırken bulması, Newton'un başına düşen elma, Einstein ve mekaniğin babası Bohr'un gördüğü rüyalar, Flemining'in unuttuğu petri kabı (penisilinin icadı) ve buna benzer insanlık tarihinde çığır açan birçok keşif küçük ayrıntıların yarattığı büyük sonuçlara örnek gösterilebilir. 1914 yılında Avusturya Macaristan İmparatorluğu veliahtı olan Arşidük Ferdinand'ın, şoförünün yanlış yoldan gitmesi yüzünden bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi, Birinci Dünya Savaşının başlamasına neden olmuş ve bu İkinci Dünya Savaşının gerçekleşmesine zemin hazırlamıştır. Milyonlarca insanın ölümüne ve büyük tahribata sebep olan bu savaşlar bir diğer açıdan bakıldığında savaş teknolojisinin yanı sıra, birçok teknolojinin gelişmesine neden olmuştur. Hatta günümüz dünyasını esareti altına alan internetin gelişimi de, yine bu savaş teknolojisinin bir getirisi olduğu savunulur. Dolayısıyla, insanlık tarihinin birçok küçük kelebek etkisine paralel olarak şekillendiği söylenebilir.


hayattaki tercihlerimiz

  Hayatımızdaki kelebek etkileri çocukluğumuzda başlar ve ölene kadar bizi takip eder. Bu yüzden birçoğumuzun hayatları keşkelerle doludur. Çünkü insan her zaman farklı durumlarda nasıl bir hayat yaşayabileceğini hayal eder. Üniversite sınavında yapamadığınız bir kaç soru sebebiyle, hayalinizdeki bölümü kazanamayıp farklı bir mesleğe adım atabilirsiniz. Bu sonuçlar kimi zaman bizleri yıpratsa da kimi zaman düşündüğümüzün aksine mutlu edebilir. Bazen başımıza gelen kötü olaylar, daha kötülerini engelleyebilecek bir kalkan görevi görebilir. Bize yavaş şekilde çarpan bir araba, bir sonraki yolda çarpacak olan bir kamyonu engellemiş olabilir.  Hayatımızdaki dengeler o kadar hassastır ki; ne kadar planlar yaparsak yapalım bazen gözardı ettiğimiz bu küçük ayrıntılar ve kelebek etkileri sebebiyle kendimizi hayal bile edemeyeceğimiz durumlarda ve ortamlarda bulabiliriz. Engelleyemeyeceğimiz ve öngöremeyeceğimiz koşullar dışında, küçükten büyüğe verdiğimiz her türlü kararın ve yaptığımız seçimlerin değerli olduğunu unutmamalıyız. Çünkü bu kararlar biz hiç farkında olmasak bile, çoğu zaman sadece bizim değil çevremizdeki insanların da hayatını derinden etkileyebilir. Bu yüzden temkinli olmak ve meydana gelebilecek kötü sonuçları da değerlendirerek mantıklı seçimler yapmak çok önemlidir. Bu teori ortaya konulmadan yıllar önce Büyük Moğol İmparatoru Cengiz Han kelebek etkisini en güzel şekilde açıklamıştır;

 Bir çivi bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir süvariyi, bir süvari bir bölüğü, bir bölük de bir ülkeyi kurtarabilir.  

Kelebek Etkisini en iyi anlatan efsane film sahnesi;













    Bizanslı Philon ya da gerçek adıyla Philon Mekanikus, günümüzde pek tanınmasa da özellikle pnömatik sistemler (gaz basıncını mekanik ...

philon ve matematik
   Bizanslı Philon ya da gerçek adıyla Philon Mekanikus, günümüzde pek tanınmasa da özellikle pnömatik sistemler (gaz basıncını mekanik harekete çevirme) konusunda ortaya koyduğu eserler ve sıradışı icatlarıyla tarihe adını altın harflerle yazdırmış bir bilim insanıdır. Yunanlı olmasına rağmen hayatının büyük kısmını o dönem dünya biliminin merkezi olan Mısır'ın İskenderiye'sinde geçiren ve bir askeri mühendis olan Philon, mekaniğin kolaylıklarının savaş meydanlarında kullanılmasını sağlayacak çalışmalar ortaya koymuştur. Surların savunulması, kaldıraçların kullanılması, limanların, surların ve balistik araçların inşası ve kuşatma teknikleri konularında birçok çalışma yapmıştır. Savaş meydanlarında büyük kolaylık sağlayacak bir otomatik tatar yayı icat eden Philon, mancınıklar üzerinde çalışmalar yapmıştır. Yine su değirmenlerinin çalışma prensiplerini bilimsel olarak ortaya koyan ilk bilim insanıdır. Bu yazımızda Philon'un askeri teknolojiler üzerinde yaptığı çalışmalardan çok, çağın çok ilerisinde olan iki icadından bahsedeceğiz. Bunlardan biri 8 delikli mürekkep hokkası diğeri ise tarihte ilk  olarak değerlendirebileceğimiz antik robot... 

  1. JİROSKOPUN ATASI: MÜREKKEP HOKKASI

jireskobun atası
  
  Bizanslı Philon'un en çığır açan icatlarından biri başlangıçta hepimize çok basit olarak gelecek olsa da mürekkep hokkasıdır. Birbirine bağlı, kendi kendine dönen halkalardan oluşan bu 8 delikli mürekkep hokkası nereye çevirirseniz çevirin yer çekiminin etkisiyle mürekkebin dökülmesini engelleyecek bir sisteme sahipti. Bu icadı bu kadar değerli kılan şey, günümüzde etkin şekilde kullanılan kardanın ve jiroskopun atası olmasından kaynaklanmaktadır. Evrenin dengeleyicisi olarak da bilinen jiroskop, gemi ve uçakların pusula ve otopilot sistemlerinde etkin bir şekilde kullanılan çok önemli bir bileşendir. 

jiroskopun kullanım alanları

  Doğrultu koruma özelliği sebebiyle, araçların rotalarını sabit tutmalarını sağlayan bu sistem, gemi ve uçakların yanında,  uzaya gönderilen araçlarda, balistik füzelerde, elektromanyetik sistemlerde, insansız hava araçlarında, madenlerde, akıllı telefon ve navigasyon cihazlarında (mini jiroskoplar) etkin bir şekilde kullanılmaktadır. Özellikle geceleri ve görüş şartlarının azaldığı durumlarda hayati önem taşıyan ve uçak pilotlarının ufku düz görmesini sağlayan jiroskop sistemlerinin atası bu basit mürekkep hokkasıdır. Philon çağının çok ötesinde olan bu icadı, yaklaşık 2000 yıl sonra insanların aya ayak basmasına ve uzaya gönderilen araçların yörüngelerini kaybetmemelerini sağlayacak sistemlerin geliştirilmesine öncülük etmiştir.

    2. ANTİK ROBOT

antik robot un icadı

   Günümüz dünyasının en önemli teknolojik icatlarından birisi hiç şüphesiz robotlar olmuştur. Gelecekte birçok sektörde insanların yerine istihdam edileceği düşünülen robotlar üzerindeki çalışmalar birçok gelişmiş devlet ve teknoloji şirketleri arasında büyük bir rekabete neden olmuştur. Birçoğumuza göre 20'nci yüzyılda icat edildiği düşünülen robotların geçmişi aslında antik çağa kadar dayanmaktadır. Mekanik sistemler üzerinde çalışan Yunanlı Philon tarihin ilk robotunun da mucididir. O dönemin  diğer bir ünlü bilim insanı olan  Ktesibios'un su saati ve su pompası gibi icatlarını inceleyen Philon hidrolik ve sıkıştırılmış hava hakkında kendini geliştirmiş ve bunu tarihin ilk robotunun icadında kullanmıştır.

sarap veren robot

   Antik robot hizmetçiye benzeyen bir heykeldi ve otomatik olarak gelen misafirlerin kadehlerine şarap ve kutsal su dolduruyordu. Philon bunu heykelin içerisine yerleştirdiği hava basıncı ve valf sistemleri sayesinde başarmıştır. Heykelin kolunun hareket ettirilmesiyle sürahiden sarap dökülüyor ve sürahi belli bir açıya ulaştığında oluşturduğu ağırlıkla bu şarabın bulunduğu valfi kapatıyor ve su valfini harekete geçiriyordu (sürahinin içinde su ve şarap için ayrı kanallar bulunuyordu) böylece herkese eşit miktarda  su ve şarap veriyordu. Basit olarak değerlendirebileceğimiz bu icat, yaklaşık 2000 yıl öncesinin insanlarında büyük şaşkınlık yaratmış ve ayrıca kendinden sonraki birçok bilim insanına, otomatik alet ve araçların icat edilmesinde ilham kaynağı olmuştur. Bunlardan birisi de, robot teknolojisini çok ileri boyutlara ulaşmasını sağlayan ve sanayi devrimine zemin hazırlayan sibernitiğin babası  El Cezeredir. 

geleceğin ötesindeki icatlar
   
   Günümüz dünyasında çığır açan birçok icadın, eldeki kısıtlı kaynak ve imkanlara rağmen  antik çağın dehaları tarafından icat edildiğini söyleyebiliriz. Mekaniğin yaşanılan dönemdeki dört büyük ustasından (Arşimetİskenderiyeli Heron, Yunanlı Philon ve Ktesibios ) biri olan Philon bıraktığı eserler ve çağın çok ilerisindeki icatlarıyla insanlık tarihinin gelişmesine büyük katkıda bulunmuştur. Özellikle ilerleyen süreçte bölgeye hakim olan İslam İmparatorlukları bu kıymetli bilim insanlarının araştırmalarını ve eserlerini inceleyerek birçok bilimsel icadın geliştirilmesine öncülük etmişlerdir. Araştırmacıların bir çoğu, İskenderiye Kütüphanesinde çıkan yangın sonucunda, günümüze ışık tutabilecek birçok bilimsel eser ve çalışmaların yok olduğu konusunda hemfikirdir. O dönemdeki birçok deha gibi Yunanlı Philon'un da eserlerinin büyük bölümü gerek yangında, gerekse zaman içerisinde yok olmuş ve unutulmuştur. Çok az sayıda eseri ve çalışmasına şahit olduğumuz Philon'un başka ne tür konularda bilimsel çalışmalar ortaya koyduğu hususu büyük bir gizem olarak kalacaktır.

      Kudüs, semavi dinlerin hepsinde önemli bir kutsallık atfedilen, kelime kökeni olarak barışın şehri olarak bilinse de, geçmişten gün...

kudüsün tarihi  
  Kudüs, semavi dinlerin hepsinde önemli bir kutsallık atfedilen, kelime kökeni olarak barışın şehri olarak bilinse de, geçmişten günümüze egemen olmak için dönemin büyük güçlerinin savaştığı ve halen bölgede çatışmaların devam ettiği tarihi bir şehirdir. Müslümanlar için Mescid-i Aksa, Yahudiler için Ağlama Duvarı ve Hristiyanlar için İsa peygamberin çarmağa gerildiği Kutsal Kabir Kilisesi Kudüs'te bulunan başlıca önemli yapılardır. Hz. Süleyman ve Davut Peygamberin yaşadığı Kudüs, Perslerden, Makedonlara; Romalılardan Memlüklülere; Osmanlı Devletinden Filistin ve israil Devletine kadar birçok kez el değiştirmiş, savaş ve katliamlara tanıklık etmiştir. Dinler tarihinin merkezinde yer alan bu şehir her sene hac görevinin ifası ve turistlik geziler kapsamında dünyanın birçok yerinden ziyaretçilerini bölgeye çekmektedir. 2018 yılı itibariyle Kudüs'e gelen turist sayısı üç milyonu geçmiştir. Kudüs'e gelen ziyaretçilerin büyük çoğunluğu ise, dindar insanlardan oluşmaktadır.

din merkezli halüsülasyonlar

 Kudüs sendromu ise; ülke dışından gelen ziyaretçilerin şehrin kutsal atmosferine kendilerini kaptırarak, din merkezli ve takıntılı halüsinasyonlar görmeleri ve psikozlar yaşaması sonucu oluşan mental bir rahatsızlık durumudur. İlk olarak 1930 yılında ünlü Alman psikiyatrist Heinz Herman tarafından ortaya konulan bu sendrom, zamanla birçok otorite tarafından doğrulanmıştır. 2000 yılında ingiliz Psikiyatri Dergisinde yayınlanan makalede; 1980 ile 1993 yılları arasında 1200 kişinin bu sendroma yakalandığı ve birçoğunun akıl hastanelerine yatırıldığı araştırmasına yer verilmiştir. Yine yakın zamanda şehri ziyarete eden bir İngiliz turistin  kaybolduğu haberinin öğrenilmesinden sonra, dronlarla yapılan aramada çölün ortasında kum ve taşlardan yaptığı bir kulübede tek başına bulunması ve gördüğü rüyalara paralel olarak bunu yaptığını belirtmesi bu sendromun etkilerini açıkca ortaya koymaktadır. Kudüs şehrini gezerken bir anda bağırarak sizi doğru yola davet ettiğini ve kendisine vahiy indiğini bildiren insanlarla karşılaşma ihtimaliniz olabilir. Peki normal ve sağlıklı insanları bile, bu denli etkileyebilen Kudüs Sendromunun belirtileri nelerdir?


Hz İsa'nın çarmağa gerilişi

   Bu sendromun etkisindeki bireylerde, ruhsal ve fiziki birçok rahatsızlık baş göstermektedir. Şehrin mistik yapısından yoğun şekilde etkilenenler; kendilerini dünyayı kurtaracak dini bir lider olarak görme, mesihlik iddiaları, yarım kalmış dini misyonu tamalama, kendini Tanrı tarafından seçilmiş üstün insan hatta peygamber olarak görme, din merkezli takıntılı rüyalar, halüsinasyonlar ve anksiyeti bozuklukları gibi pek çok psikolojik rahatsızlıklardan muzdarip olmaktadır. Özellikle kendilerini; kurtarıcı Mesih  Hz. İsa olarak gören, Musa Peygamber gibi denizi ortadan ikiye ayırabileceğini iddia eden ve vaftizci Yahya olduğunu hissedenler rahatsızlığın en ileri aşamasında olanlara verilebilecek örneklerdir.

ruhsal problemler

  Bunun yanında sendromun etkisine giren bireylerde; sürekli beyaz giyinme, aşırı temizlik düşkünlüğü, sürekli duş alma, günümüzde tercih edilen kıyafetleri redderek eski dönemlerde giyilen kıyafetleri tercih etme, saç sakal uzatma gibi aşırıya kaçan takıntılar ortaya çıkmaktadır. Ayrıca kendilerini tatmin etmek amacıyla, radikal tarikat ve oluşumlara üye olma, aile ve sosyal sorumluluklarını bir kenara bırakarak kendilerini herşeyden soyutlama, görülen diğer belirtilerdir. Sürekli takıntılarla yaşayan ve mutsuz olan bireylerin zamanla ruh sağlıkları bozulmakta, kendilerine ve çevrelerine zarar verecek davranış biçimleri sergilemektedirler.


modernizmin iflası

  Özellikle refah seviyesi yüksek olarak görülen ve modernizmin kuşattığı şehirlerde yaşayan bir çok insanı içinde bulunduğu hayat koşulları tatmin etmemektedir. Büyük hayal kırıklığı ve zihinsel bunalımlar yaşayan insanlar, kendi iç dünyalarındaki eksiklikleri doldurmak için yeni arayışlara girerler. (Özellikle Avrupa'dan gelip IŞİD'e katılanlar bunun çarpıcı bir örneğidir) Din merkezli yaklaşımlar ise, bu süreçte en çok tercih edilenler arasındadır. Bu psikoloji ile Kudüs'ü ziyaret eden kişilerin  sendromun etkisi altına girmesi çok daha kolay olmaktadır. Dini bir yaşam felsefesini benimseyen bu kişiler, gereken toplumsal dengeyi sağlayamadıkları için zamanla ruh sağlıklarını kaybetmekte ve kişilik kaybı gibi problemlerle yüz yüze gelmektedir. Bu da kişilerin kendini toplumdan soyutlamasına ve bir hayal dünyasında yaşamasına sebep olmaktadır. Kudüs sendromu belki de bunun en çarpıcı örneğidir. Birçok insan için; Sibirya eteklerinde halen yaşatılan Şamanizm inancının etkili olduğu bölgelerin, Budist tapınakların, kendini toplumdan tamamen soyutlamış ilkel kabilelerin yaşadığı dağlık kesimlerin ziyaret edilmesi ve o bölgelerde zaman geçirilmesi içinde oluşan eksikliği ve mutsuzluğu ortadan kaldırmak için yaptığı arayışların bir dışa vurumudur. Modernizmin insanları yeterince tatmin etmediği günümüzde, Kudüs sendromuna benzer, insanı etkisi altına alacak birçok sendromun ortaya çıkması kaçınılmaz bir gerçekliktir. 


  Hayvanlarını otlatmak ve tarlasını sürmek için Şanlıurfa'nın 20 km kuzeybatısında bulunan Örencik Köyü bölgesine giden bir vata...


tarihteki önemi

 Hayvanlarını otlatmak ve tarlasını sürmek için Şanlıurfa'nın 20 km kuzeybatısında bulunan Örencik Köyü bölgesine giden bir vatandaş, farkında olmadan bilinen tarihi değiştirecek ve günümüze kadar inanılan insanın gelişimini sorgulamamıza neden olacak çok büyük bir keşife neden olmuştur. İnsanlığı hayrete düşüren ve tüm dünyanın dikkatinin bu bölgeye çekilmesini sağlayan şey, keşfedilen yapıtın, yapılan karbon testleri sonucunda M.Ö 12000 yıl öncesine kadar dayanması olmuştur. Yani Taş Devrine...Peki elde edilen bu sonuç neden dünya tarihinin yeniden yazılmasına sebep olacak?

dramatik hikayesi

Öncelikle, son derece etkileyici ve bizim açımızdan dramatik olan Göbeklitaş'ın keşfinin hikayesinden bahsetmek gerekir. Aslında hikayenin geçmişi 1986'lara kadar dayanır. Göbeklitepe'de araziyi sürmeye ve hayvanlarını otlatmaya gelen  bir çoban, tarlayı sürerken birkaç heykel bulur ve para eder umuduyla at arabasına yükleyerek Şanlıurfa'daki Müze Müdürlüğüne götürür. Dönemin müze müdürü heykelin tarihi bir değerinin olmadığını ve kireç taşından olduğunu söyler. Bu duruma çok üzülen çoban heykelleri çöpe atmak ister. Bunu gören müze yetkilileri heykelleri alarak depoya yerleştirirler. Aradan uzun zaman geçer.  

schmidin azmi

  O dönemde Atatürk Barajı inşa edilmeden önce Şanlıurfa'da bulunan Nevali Çori yerleşim yerinde çalışmalar yapan Alman arkeolog Klaus Schmid o bölgede bulduğu tarihi eserleri teslim etmek üzere müze müdürlüğüne gider. Müzeye ait depoya inen Scmid'in gözü Göbeklitepe'de bulunan heykellere takılır. Bu heykellerin nereden geldiğini sorar. Görevli bir köylünün getirdiğini ve önemsiz olduğunu söyler. Schmid yetkililerden izin alarak heykelleri incelemek üzere alır. Yaptığı incelemeden sonra heykelin kimin getirdiğini ve nereden geldiğini öğrenmeye çalışır. Ancak müze yetkilileri tarafından pek umursanmaz. Ancak bu durum Schmid'in azmini kıramamıştır. Uzun araştırmalar sonucu, heykellerin Göbeklitepe bölgesinden getirildiği bilgisine ulaşır. Sahibinden de izin alarak bölgede çalışmalara başlar. Göbeklitepe, köylüler tarafından kutsal olarak görülmekte ve birçok alimin mezarının bulunduğu yer olarak bilinmektedir.  2 yıl süren çalışmalardan sonra Scmid toprak altında gömülü ilk yeraltı tapınağını bularak tarih sayfasına ismini altın harflerle yazdırır. Bugün birçok araştırmacı için Göbeklitepe son 25 yılın en önemli keşfi olarak görülmektedir. Peki Göbeklitepe insanlık tarihi için neden önemli? 


taş devri insanları

 Göbeklitepe'de keşfedilen yapıtların inşası; buzul çağının yeni sona erdiği, tarımın, tekerleğin ve yazının henüz icat edilmediği, Mısır Piramitleri ve İngiltere'de bulunan Stonehengen'in  inşa edilmesine daha 7000-7500 yıl olduğu bir zamana denk gelmektedir. Dünya tarihi anlatılırken, insanın öncelikle avcılıkla hayatını idame ettiğinden bahsedilir. İnsanlığın gelişiminin en önemli buluşu ise, tarımın keşfedilmesidir. Tarımın keşfedilmesiyle, insanlar yemek arama ve karın doyurma derdinden kurtulmuş, kendilerini tamamen kültürel zenginleşmeye ve gelişmeye adamıştır. Bunun doğal bir sonucu olarak, insanlar bir arada yaşamaya başlamış ve yerleşik hayata geçmişlerdir. Temel ihtiyaçlarını  karşılayan insanlar daha sonra dini öğretiler geliştirmiş ve tapınaklar inşa etmeye başlamıştır. Oluşturulan bu küçük yerleşimler; şehirleri, şehirler ise uygarlıkların oluşmasına imkan sağlamıştır. Yani teoride sıralama ;

Tarımın Keşfi-Yerleşik Hayata Geçilmesi-Dini Öğretiler Geliştirilmesi-Tapınakların İnşa Edilmesi-Şehirlerin Kurulması-Uygalıkların Oluşması şeklinde olmuştur.


göbeklitepenin inşası

  Ancak Türkiye'nin Göbeklitepe bölgesindeki taş sütunlar ve üzerindeki kabartmalar kültürel gelişim tarihinde yeni bir sayfa açılmasına sebep olmuştur. Çünkü bu yapıtların tarihi tarımın icat edilmesinden bile önceye yani taş devrine dayanmaktadır. Taş devri denilince avcılıkla hayatını idame ettiren ve sadece taştan yaptıkları aletleri kullanan ilk insanlar akla gelir. Ancak, Göbeklitepe'deki yapıtların inşa edilmesi o dönemin şartlarıyla imkansız görülmektedir. Çünkü böyle bir yapının inşası için büyük bir örgütlenme (duvar ustaları, kazıcılar, taş ocağı işçileri vb.) gerektiği aşikardır. Devasa büyüklükteki bu taş sütunların nasıl ve ne ile bulundukları yere taşındıkları hususu büyük bir muamma olarak görülmüştür. Yani insanlar, birarada bile yaşamaya başlamamışken, bu mükemmel işçilik ve sanat gerektiren yapıları nasıl inşa ettiler? İnsanlar henüz kilden çömlek yapmaya bile başlamamışken bu kusursuz yapıları kim neden ve ne maksatla inşa etmiştir? Bu durum yukarıda bahsettiğimiz sıralamanın doğruluğunun sorgulanmasına neden olmuştur.

4 tapınak

 Göbeklitepe'de bulunan yapıtlar incelendiğinde beraberinde birçok gizemi ortaya çıkarmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda her biri çember şeklinde taş duvarlardan oluşan dört büyük uygulama alanı gün yüzüne çıkarılmıştır. Her bir çember T şeklinde büyük sütunlarla ayrılmış yüksek taş duvarlardan oluşmaktadır. Çemberin ortasında ise 5 buçuk metre yüksekliğinde yine T şeklinde iki büyük dikili taş bulunmaktadır. Türkiye'deki diğer yeraltı şehirlerinde de çalışan Scmid bu uygulama alanlarının barınmak için yapılmadığı (alanların şekli ve su kaynaklarına olan uzaklığı) kanaatine varmıştır. Özellikle dikili taşlar üzerinde bulunan ve mükemmel işçilik gerektiren hayvan kabartmaları onların sıradan yapılar olmadığının göstergesidir. Birçok araştırmacı, sütunların şekli ve konumu ile üzerindeki sembollerden yola çıkarak bu yapıtların dünyanın ilk tapınağı olduğunu değerlendirmektedir. Bunun yanı sıra Göbeklitepeyi uzaylılar ve metafizik öğelerle ilişkilendiren ve cennete açılan bir kapı olduğunu iddia eden birçok teori bulunmaktadır.

hayvan kemikleri

  Ayrıca yapılan kazılarda birçok hayvan kemik ve kalıntılarına ulaşılmıştır. Bulunan bu kemiklerin en büyük ortak özelliği ise; tamamının yabani hayvanlara (ceylan, yaban domuzu, alageyikler ve yaban koyunları)  ait gıda atıkları olmasıdır. Bölgede besi hayvanlarına ait hiçbir kemiğe rastlanılmamıştır. Elde edilen bu bulgulardan yola çıkarak yapıtların; henüz hayvanların evcilleştirilemediği ve avcılıkla hayatın idame edildiği tarım öncesi dönemde inşa edildiği sonucuna varılmıştır. Bu durum birçok araştırmacıya göre, tarım öncesi dönemde yerleşik hayata geçildiğinin bir kanıtı olarak görülmektedir. 


Göbeklitepe ve Schmid

   Bu büyük keşif Alman arkeologun Klaus Schmid danışmanlığında 1995 yılında başlamış ve 2007 yılında ise Schmid kazı ekibinin başkanlığına getirilmesiyle devam etmiştir. Kazıların bu kadar uzun sürmesinin başlıca sebeplerinden biri, bu şahaserleri inşa eden topluluğun üstlerini bir tepe oluşturacak kadar tonlarca toprak ve taş yığınlarıyla kapatması olmuştur. Son teknolojilerin kullanıldığı Göbeklitepe'de 4 adet uygulama alanı bulunmuş ve uzay fotografları ve radar sistemleri  yardımıyla 16 tane  uygulama alanı daha olduğu tespit edilmiştir. Bu da yaklaşık 20 futbol sahası büyüklüğünde devasa bir alanı kapsamaktadır. Yani Göbeklitepe bölgesinin henüz çok küçük bir kısmı keşfedilebilmiştir. Ömrünü Göbeklitepe'ye adayan ve bir dönem Şanlıurfa'da yaşayan Klaus Scmid 2014 yılında geçirdiği kalp krizi sonucu ölmüştür. 


ziyaretçiler

  Sonuç olarak, Göbeklitepe,  birçok gizli kalmış gerçeği ortaya çıkaran ve insanlık tarihini yeniden şekillendiren bir başyapıttır. Keşfedilen en eski kalıntılar olması sebebiyle tarih açısından bir sıfır noktasıdır. Ancak maalesef son dönemin en büyük keşfi olarak değerlendirilen Göbeklitepe'nin önemi, ülkemizce çok geç anlaşılmıştır. 2019 yılı itibariyle Üst Çatı Örtüsü Kaplama Projesi kapsamında keşfedilen kısımlar koruma altına alınmış ve ziyaretçilere açılmıştır. Kültür ve Turizm Bakanlığının liderliğinde ve Doğuş grubunun sponsorluğunda bölgedeki çalışmalar için 20 yıllık bir işbirliği anlaşması imzalanmış ve 2019 yılı Göbeklitepe Yılı olarak ilan edilmiştir. Ayrıca insanlığın ortak mirası olan Göbeklitepe'nin global finansmanı ve kazılarının desteklenmesi için 'Dünya Ekonomik Forumunda' tanıtımı yapılmıştır. Bugün itibariyle çok küçük bir kısmı keşfedilen insanlığın bu en eski şahaserinin tamamiyle ortaya çıkarıldığında, ne gibi gizemlere sahne olacağı büyük bir merak konusudur.